Zum Inhalt springen

Teravihe hangi camiye gidelim?

11. August. 2011

Teravihe hangi camiye gidelim?

Okul tatitiline rast gelen bu seneki Ramazan ayında bir çok Almanyalı Müslüman İslam ülkelerinde tatilde bulunacak, o atmosferi yakından soluyacaklar. İzine gitmeyenler de tatil dönemi olduğu için iftar sofralarını okul veya iş için erken kalkma mecburiyeti olmadan komşularına, eş ve dostlarına açacaklar.

Ramazan’da en önemli dini etkinliklerden biri de teravih namazları ve dolayısıyla bu ibadetin mekanı camiilerdir. Son senelerde gerek hocalardan gerekse cemaatten teravih namazlarına katılımın her geçen sene daha azaldığı, camiilere beklenilen rağbetin olmadığı konusunda yarı şikayetimsi tesbitleri herkes duymuştur. Bunun sebepleri konusunda ciddi bir araştırma yapıldığını tahmin etmek zor. Ama yine de camiilerimizin cazibe merkezi olmamasının belli başlı sebepleri vardır mutlaka. Herkesi kendimiz gibi bilerek olaya yaklaşırsak, hem kendimiz hem de yakın çevremiz üzerinden bu sebeplerin bazılarına ulaşmak mümkün olacaktır.

Genelde kamuda tartışılmak istenmeyen ama gönlü herşeye rağmen camiye bağlı dostların sohbetlerinde hep dile getirilen bir konuyu yazıya dökmüş olmakla belki de problemin hallinde bir adım atılmasına vesile olabiliriz. Konuyu değerlendirirken herhangi bir cemaat yeliğimizin olmadığını, herkese gönülden aynı yakınlıkta olduğumuzu, yapılan değerlendirmelerin ise herkesin tesbit edebileceği somut konular olduğunu yazının okunmasını ve ciddiye alınmasını sağlamak açısından vurgulamak isteriz.

1. İş ve okul saatleri

İçinde yaşadığımız Alman toplumu herşeye rağmen Hıristiyanlığın etkisinde bir toplumdur ve sanayinin insan hayatına en hakim olduğu ülkelerden biridir. Toplum ve hayat şartları da buna göre oluşur veya zamanla bu sanayi toplumunun gereklerine uyum sağlar. Tatil kutsal gün Pazardır, eğlence, sosyal hayat ve aktiviteler iş saatlerinden arta kalan zamanlarda mesela haftasonlarında zirve yapar. Bu belirleyici dış şartlara dinimiz başka olsa bile uymamamız mümkün değildir. Ev gezmelerimizi bizim de hafta sonlarına, sosyal aktivitilerimizi hatta camii sohbet ve vaazlarımızı da Pazar gününe kaydırmak zorunda kalmış olmamız bunun bariz örneklerindendir. Bunu o kadar kanıksamışız ki, ayarlamaları buna göre yaparken farkına bile varmayız, rahatsız bile olmayız. Bu nedenle iş ve okul günlerinde çoluk çocuk şen şakrak teravihlerden mahrum kalabiliyoruz. Bu malesef çok geniş bir müdahil alanı olduğu için aşabileceğimiz bir problem gibi görünmemektedir. Ama tatil günlerinde de teravihler eskisi gibi canlı değilse bunun başka sebepleri olsa gerektir.

2. Camiilerin çevre düzeni ve yeri

Son dönemde yapılan bir çok camiinin aksine eskiden kalma camiilerimizin yerleri malum; dar mekanlara, sokak aralarına sıkışmış, park yerleri ve çevre düzenlemesi olmayan gecekondu türü, arabayla gitmeye çoğu zaman uygun olmayan yerler. Geç saatlerde kamu ulaşım taşıtlarının seyrek çalışması da, çalışsa da o saatlerde ailece ulaşıma uygun olmaması ayrı bir olumsuz etken olarak kendini hissettirmektedir.

Bu problemi teravihlere ailece gidilen öncesinde ve sonrasında sosyal etkinlik ve sohbetlerin yapılabileceği, otoparkların da olduğu mekanlar oluşturarak çözmek mümkündür. Ertesi günü tatil olan günlerinde bu konuda camii yönetimlerinin çözümler geliştirmesi gerekiyor. Buna uygun camiiler inşa edilmesi, mimarisine bu tür unsurların katılması, camii mimarları için minare ve kubbeden daha fazla kafa yormaları gereken bir konudur.

3. Camilerin estetiği

İslam dini temizliğe başka dinlere göre son derece önem vermiş, namaz gibi en önemli ibadetin kabulunu bu temizlik şartına bağlamıştır. İçimize sinmiş, yerleşmiş bu temizlik anlayışı hangi ırktan olursa olsun Anadolu insanında daha bariz bir şekilde kendini göstermiştir, bir alan hariç: tuvaletler. Konumuz camii olduğu için bizim için önemli olan tabiiki camii tuvaletleri ve abdest alma yerleri. Binlerce kişinin girdiği otoyol tuvaletleri ve istasyon tuvaletleri tertemiz iken Köln’deki bazı camiilerimizin bu açıdan durumu içler acısıdır. Köln’deki bazı camilere abdestiniz yoksa gitmeyin tavsiyesi yapılsa yeridir. Hz. Peygamberin tuvalete girerken ‘Allahım, küçük ve büyük kirlerden sana sığınırım’ duası böylesi yerlere girerken insanın zihninde canlanır ve manasını bulur. Eğreti taharet hortumları, diz boyu necaset sıçrama tehlikesi, pis lavabolar, kağıtsız tuvaletler, kirli aynalar ve musluklar. Sanırsınız buraları – inşa eden demiyelim de – yapan insanlar eskiden estetik ve sanatta o harikalar yaratmış insanların torunları değildir. Sanırsınız mesela Köln şehrinde ölmüşleri hayra muhtaç bir tane zengin Müslüman yoktur da hayrına bir tuvalet yaptırsın ve temizlik için gerekli olan akarını da ayarlasın. Bunlar terkedilmiş mekanlar değil, koskoca teşkilatlara bağlı camiilerdir. Ne Dernek Başkanı, ne Bölge Başkanı/Temsilcisi kendine vazife çıkarır ne de Genel Başkan. Bu konu daha çok su götüreceğinden konuyu yeniden değinmek üzere noktalayalım.

4. Vaaz ve sohbetler

Televizyon Hocaları denilen olgu hemen tüm kanallarda kendini gösterdiğinden beri gerek ses düzeni ve görüntü, gerekse konu işlenişi açısından onlarla aşık atacak kanlı canlı cami Hocası bulmak zorlaştı haliyle. Rating nelere kadirmiş meğer. Oysa hayırda yarış ve gelen cemaata en güzeli sunmak Hocaların en önemli görevlerinden biridir. Cuma hutbesine hazırlıksız çıkan Hocalar bir yana, göstermek ister gibi netbookundan vaaz yapan Hocalar da bu sefer diğer uçtan göz tırmalar. Oysaki ekrandan okumak ve ona güvenmek ne büyük hatadır, basılı kağıt gibisi yoktur. Belki de vaazlar da artık internetten kopyele yapıştır şeklinde hazırlanıyordur da ondan bu usul tercih ediliyordur.

5. Kulak zevki ve dini musiki

Musiki etkeni dini hissiyatın harekete geçirilmesinde çok önemlidir. Hz. Peygamberin sesi güzel ve yanık olan Bilal’i seçmesindeki birçok hikmetten biri de budur. Bizim Almanya camiilerinde bu durum da içler acısıdır. Müezzin kadrolu değildir, tamam ama bir Allah’ın kulu çıkıp da ezan heveslilerini kısa bir kurstan geçirip sesi ve müzik kabiliyeti olanlara ezan okuma icazeti vermeyi, ezan okumayı ve müezzinlik yapmayı bu şarta bağlamayı düşünmedi mi? Hamburg Ateşesi Dr. Ömer Yılmaz’ın bu konudaki gayreti burada anılmaya değer ve takdire şayandır. Yılın Dine Hizmet Ödülüne – böyle bir ödül yok biliyorum – layık görülse yeridir. Müezzinden vazgeçtik, onun en azından namazı bozma ihtimali yok. Konusu gelmişken, ya alıştırma olsun diye sabi çocukların Cuma hutbesine çıkarılması ve Cuma namazı kıldırmasına ne diyelim. Sesi bile kalınlaşmamış bir çocuktan ‘muhterem cemaat’ diye başlayan nasihatler dinlemenin sıkıntısına mı yanasınız, kıraatındaki hatalardan dolayı namazınızın şüpheye girmesine mi yanasınız bilinmez. Olgunlaştırmadan alelacele minbere çıkarmanın bizim anlayamadığımız hikmeti ne ola acaba?

Ses düzeni de bu konuya girdiğinden burada dile getirmemiz gerekir. Kim müslümanlara gerici demiş bilmiyorum, yeni çıkan teknik imkanları ibadet mekanlarına taşımak konusunda müslümanlardan hızlısı yoktur belki. Zaten tok sesli imam bir sıra cemaate bile mikrofonsuz namaz kıldırmaz. Önde duran İmamın sesi arkanızdan gelir ve o olmazsa olmaz hoparlör patlaması özellikle Cuma namazında gerçekleşir, Konser hoparlörleri gibi devasa kara kutulara mihraptan başlayan kara kara kablolar caminin bir ucundan diğer ucuna uzanır ve İmam secdeye gittiğinde kimi zaman bir cızırtı kimi zaman bir gürleme gibi ses sizi namazınızdan alır götürür. Olayı tekniğe boğmanın son noktası, Vaiz ve İmamları gerekli eğitimden geçirmek yerine merkezi vaaz sistemi kolaycılığına kaçmak istemektir. Bu uygulamayı getirmek isteyen çatı kuruluşları olduğu duyumları inşallah doğru çıkmaz. Bu cemaati camiden uzaklaştırmanın en son aşaması olacaktır.

Camii ve onun etrafındaki işleri çekip çevirmek tabii ki kolay değildir ve sorumluluk gerektiren bir iştir. Almanya’da bu konu farz-ı kifaye hükmündedir. Birilerinin mutlaka yapması gerekir. Ben bunu yaparım diye bu zor işin altına elini koyup da alnının akıyla çıkmamak veya onun için gerekli cehdi sarfetmemek dernek başkanından yukarıya doğru genel başkana kadar herkesi genişleyen daireler şeklinde kapsar ve büyük vebal yükler. Camiiler ve ona bağlı yerler, en azından kuruluşların genel merkezlerindeki başkanın tuvaleti ve bürosu kadar temiz olmadıktan sonra hiç kimse çıkıp görevini layıkıyla yerine getirdiğini söylemese daha iyi olur.

Yazının başındaki soru, yani teravihe hangi camiye gidelim sorusu aslında camiilerin durumu hakkında bir yazıya giriş mahiyetinde olsa da yine de cevapsız kalmaması gereken bir sorudur.  Şöyle desek yanlış olmaz sanırız: Abdestiniz yoksa tuvaletleri temiz camiileri tercih edin, Hocanın / İmamın – ‘Din Görevlisi’ ne kaba ve kuru, ne paşa eli değmiş gibi duran bir tabirdir – teravihleri yavaş kıldırmasına, sohbetlerinin hazırlıklı ve içerikli olmasına, Müezzin ve İmamın temiz bir kıraat ve makamı olmasına, ses düzeninin orantılı olmasına, ailece gidilecek gibi olmasına dikkat ediniz.

Camiide estetik, sadelik ve temizlik açısından en güzel dengeyi Köln’de Boşnaklara ait Hüsrev Bey Camiinde bulabilirsiniz.

Bütün bunları aşıp da ‘Müminlerle beraber Allah karşısında el-pençe-divan durmak, onların maneviyatından istifade etmek bana yeter, bu anlatılanlar önemsiz ayrıntı’ diyorsanız, elleri öpülecek birisiniz demektir, dualarınızdan fakiri mahrum etmeyiniz.

Noch keine Kommentare

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Log Out / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Log Out / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Log Out / Ändern )

Verbinde mit %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.